10.3 C
Ankara
27. Eylül. 2020
No menu items!
Ana Sayfa Diğer Kültür Sanat Mustafa Salim Nursaçan- Gayya Çukurunun Çiçekleri 4

Mustafa Salim Nursaçan- Gayya Çukurunun Çiçekleri 4

Bu sözlerim ona ağır gelmiş olacak ki, ayağa fırlayıp:

_ “Ne diyon sen hoca!” Diye çıkıştı.

_”Bak gardaş, o zaman yapman gerekeni ben sana söyleyeyim. Ama önce sana başımdan geçen şu olayı anlatayım” dedim. Yavaşça oturdu, dinledi. Ona şunları anlattım:

_”Ben geçmiş hayatımda ticaretle uğraşıyordum. Alanya’da otelim vardı. Otel işletirken, yanımda çalışan personelim vardı. O personelin içinde satın alma müdürlerim vardı. Gelen teklifleri önce müdürler onaylardı. Sonra bir üst yazıyla teklifler bana gelir, kim nereden ne alışveriş yapacaksa diğer fiyat teklifleri arasından müdürlerin de öngördüğü şekilde ben onayımı verirdim onlar da gider alışverişi yapardı. Ama hiçbir zaman, çalışanlarıma güveniyor olsam da, onları kontrol etmekten geri durmazdım. Bu kontrollerim esnasında bir otelciyle tanıştım. Onun da benimkiyle aynı büyüklükte bir oteli vardı. Kendisiyle devamlı konuşmaya başladım. “Sen şunu ne kadara aldın, nereden aldın, niye bu adamdan alıyoruz, servisi nasıl?” gibi. İki otel sahibi olarak maliyet hesaplarını, fiyat karşılaştırmalarını birlikte yapmaya başladık. Bu sayede emrimizde çalışan elemanlarımızı da kontrol etmiş oluyorduk. Zamanla samimiyetimiz o kadar ileri gitti ki aramızda güzel bir dostluk gelişti.

Bu arada şunu söylemeliyim, onun oteli Ruslara çalışırdı. Onun otelinde içki su gibi içilirdi mesela.

Onlar ful pansiyon çalışırdı. Onun otelinde gece geç saatlere kadar bütün yiyecek içecekler bedavadır.

Fuhuş gibi gayri ahlaki ne varsa orada normal bir düzenle işler. Ben, bu ortamlara normalde tiksinerek bakıyorum ama sonuçta iş icabı da olsa bu otelin sahibiyle otellerin mali hesaplarında bir şekilde yardımlaşıyorduk.

Yürürken, bu arkadaşın bir bacağı aksıyordu. Bir gün konuşurken onun Kıbrıs gazisi olduğunu öğrendim. Yediği bir kurşundan dolayı da bacağı topal kalmıştı. Onun bir gazi olduğunu duyduğumda hayretler içinde kaldım. “Allah Allah” dedim içimden. Şaşkınlığımı fark ettiğinde bana

_“Hocam sen herhalde, Ruslarla çalıştığım için, otelimde bu kadar yanlış işler yaptırdığım için bana farklı bakıyorsun” dedi. “ Hocam ben her gün sabah namazımı kılarım. Hiç kaçırmam. Namazdan sonra da bu otelde yaşananlar gözlerimin önüne gelir ve hıçkıra hıçkıra ağlarım hocam. Çok zoruma gider. Ben ki bir Kıbrıs gazisiyim. Bunları mı yapmak zorundaydım? İçki mi içirmek fuhuş mu yaptırmak zorundaydım? İşte hep bunları düşünürüm. Sen de diyorsundur şimdi, sen nasıl gazisin, sende her türlü pislik var! Hocam, ben bu işin böyle olacağını hiç düşünmemiştim. İşte, biraz paramız, arazimiz vardı. Bir teşvikle girdik, buraya bir otel yaptık, sermayemizi de bu işe gömdük. Ama ben burada içki içirip kumar oynatacağımı düşünseydim vallahi bu işe girmezdim. İşin içinden de çıkamıyorum artık hocam.” dedi. Bütün bunları anlatırken gözyaşlarına engel olamadı. Sana sorduğum gibi ona da sordum:

_”Bu gözyaşların yalan mı? Beni etkilemek için mi ağlıyorsun?”

_”Yok, hocam, neler diyorsun? Tüm samimiyetimle söylüyorum sana bunları” dedi. Bunun üzerine dedim ki:

_”Bak, eğer samimiysen, sen artık beş vakit namazını kılacaksın ve her namazın arkasından ellerini açıp “Yarabbi beni bu haramlardan kurtar” diye dua edeceksin. Allah Teâlâ öyle buyuruyor “Allahtan sabır ve namazla dua ederek yardım dileyin”. Sen eğer böyle yaparsan Allah sana daha hayırlı yeni birkapı açar. İnşEllah bu haramdan kurtulursun” dedim.

Daha sonra benim işler ters gitti. Oteli kapatıp memlekete geri döndüm. Altı ay sonra bir gün telefonum çaldı. Baktım ki bu arkadaş arıyor.

_”Selamun aleyküm.”

_”Aleykümselam.”

_”Hocam, ben senin dediğini devamlı yaptım. Sabah namazımla birlikte diğer vakit namazlarımı da kılmaya başladım. O günden itibaren hep ellerimi açtım dua ettim. Hocam bir gün Rus firmaları, çok büyük miktarda bir para karşılığında beş yıldızlı otelimi devralmak istediler. Devrettim. Şimdi İstanbul’a geçtim. İstanbul’da büyük bir mobilya fabrikasını satın aldım. Allah beni o kötü işlerden bir şekilde çekip çıkardı, o bataktan kurtardı. Mutluluğumu seninle paylaşmak istedim. Sen bana hayırlı bir yol gösterdin, ben de, bir sıkıntın olursa sana yardımcı olmak isterim hocam” dedi.

_“Allah razı olsun” dedim ben de.

Durdum. O mahkûm arkadaşa döndüm ve dedim ki:

_”Bak, eğer sen elini açacak ve dua edecek olursan bir gün olacak ki Allah sana bu kulüpten elde ettiğin gelir yerine helalinden bir kazanç kapısı açacak. Ama sen samimiyet ve sıdk ile Allah Teâlâ’ya dua edeceksin. Ümitsizliğe kapılacak olursan da Mevlana Hz. nin şu sözünü hatırla “Sen o kapıyı çalmaya devam et. Çünkü onun kapısı öyle bir kapıdır ki, devamlı kapalı kalmak onun şanından değildir”. Belki Allah cc sana bir mühlet ve imtihan verir. Belki senin Kendisiyle birlikte olabilmenin heyecanını, hazzını alabilmeni sağlar. Belki daha iyi olabilmen adına seni biraz kapıda bekletir. Ama asla ve asla cevapsız bırakmaz seni. Samimi niyetin vesilesiyle bir de bakmışsın Allah sana en hayırlı kapıları açmış! Sen ümit var olacak ve dua etmeye devam edeceksin gardaşım.”

Gözlerinden yaşlar umarsızca boşalırken elimi tuttu “hocam, söz veriyorum. Sadece söz vermekle kalmıyorum, bu koğuştaki herkesi sabah namazına da kaldırmak, diğer vakitler de kıldırmak ve onları teşvik etmek de benim üzerimde olsun istiyorum.” dedi.

Bunun üzerine yaşadığım mutluluğu hiçbir tarife sığdıramam. Hayatımdaki en büyük mutluluklardan bir tanesiydi diyebilirim. İlahi bir gücün, beni yaptığım işe latif ve şefkatli bir çekişle cezbettiğini hissediyordum. İşimi layıkıyla yapmış olmak da ayrı bir haz vermişti. Oradaki hiç kimseye fark ettirmedim ama sevinçle parlayan gözlerimle kendime “İyi iş çıkardın” dediğimde içimde bir soru peyda oldu. Korktum. Sorumun cevabı, zincirimin en kalın halkalarından birini kırabilir yahut ona bir yenisini bağlayabilirdi. Aradım. Kime sorulurdu ki böylesi bir yürek sancısı? Hem dış dünyasında hem de iç dünyasında adaletiyle öne çıkan bir zat olmalıydı sorumu kendisine yönelteceğim kişi. Aradım ve

Allah cc buldurdu öyle birini. Sordum kendisine:

_”Hocam, böyleyken böyle… Allah’ın hidayet verdiği insanları öyle güzelleşmiş görünce, işimi iyi yaptığımı düşünüp seviniyorum. Acaba farkında olmadan nefsani mi davranmış oluyorum? Bu beni derin bir kaygıya düşürüyor, siz ne dersiniz hocam?” Bana şunları söyledi:

_ “İnsan bir mücadele verir evladım. Muvaffakiyetten aldığı hazla, şükürden kaynaklı bir hazla seviniyorsa bunun nefisle bir alakası yoktur. Yok, şayet onların hidayet bulmasını kendi nefsine veriyor ve bununla mağrur oluyorsa, nefistir. Tehlikelidir. Var kendini muhasebe et. Senin halin nicedir?”

SON

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -

En popüler

Türk Sağlık – Sen Isparta Şubesi Başkanı Mümtaz Kamil Durak; Bu Şekilde Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Edilemez!

Türk Sağlık – Sen Isparta Şubesi Başkanı Mümtaz Kamil Durak, Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaşanan sağlık çalışanlarına saldırının kendilerini adeta dehşete düşürdüğünü...

Ahmet Ragıp Hızal’dan İtfaiye Haftası Kutlama Mesajı

Türk Yerel Hizmet Sen Ankara Şube Başkanlığı adına Başkan Ahmet Ragıp Hızal 25 Eylül-1 Ekim arasında kutlanan İtfaiye Haftası sebebiyle bir basın açıklaması yayınladı. Açıklama...

Leyla Düzel Yazdı-12 Adalar Gerçeği

Oniki Adalar, Büyükada'nın üç katı büyüklüğündeki Eşek Adası ve Büyükada büyüklüğündeki Bulamaç Adası'nın önemini nihayet anladık ve Ege’de hakkımızı aramaya başladık. Başlamasına başladık ama Dünya...

Trabzon Türkav Başkanı Kenan Kuru: Tarihsel Bakışla Lojistik Merkez Sürmene’ye…

Türkiye Kamu çalışanları Kalkınma ve Dayanışma Vakfı Trabzon Şube Başkanlığı adına Şube Başkan Kenan Kuru tarafından Trabzon/ Sürmene İlçesinde yapılması gereken lojistik merkezinin, Rize/İyidere...

Son Yorumlar