10.3 C
Ankara
30. Eylül. 2020
No menu items!
Ana Sayfa Diğer Kültür Sanat Rıdvan Aklan, Son Romanı Fransız Kadın Yolcu’yu Anlatıyor

Rıdvan Aklan, Son Romanı Fransız Kadın Yolcu’yu Anlatıyor

Rıdvan Aklan, Son Romanı Fransız Kadın Yolcu’yu Anlatıyor
Yazar Rıdvan Aklan ile son romanı ‘Fransız Kadın Yolcu’nun duygusu, karakterleri, gerçekliği ve yazarlığı üzerine keyifli bir sohbet ettik…
Sosyal mesafe röportajlarımda bugünkü konuğum, Rıdvan Aklan! Rıdvan Bey, gördüğü bir rüyanın etkisiyle yazmış ‘Fransız Kadın Yolcu’yu. Kitabın kapağına baktığınızda anlıyorsunuz, bu roman sizi çok ağlatacak, çok şey düşündürüp hissettirecek…
Rıdvan Bey, yazarlık konusunda oldukça özenli düşüncelere sahip. Yazmaya nasıl karar verdi, nelere dikkat ediyor, hepsini konuştuk. Röportajın sonunda ‘Fransız Kadın Yolcu’ okurunu üzecek bir haberimiz de var. Sanırım ben de onlardan biriyim… A bir de bu keyifli, samimi röportajın fonu sanki soft müzikler istiyor.
Keyifli okumalar…
KOMPOZİSYONLARDA, BİR GÜN KİTAP YAZMAK ÜZERE KENDİMLE SÖZLEŞTİM

– Rıdvan Bey, bu hep ilk sorum: Kendi gözünden Rıdvan Aklan kimdir? Ulaşılanın dışında kalemi ve duygularıyla kendini nasıl anlatır?
Çeşitli yaşam tecrübelerini çocukluğundan itibaren yaşayan ve yaşadıkları üzerine kendine küçük molalarda düşünme alanları oluşturan, hayatı ve insanları gözlemlemek zorunda kaldığı için (küçük yaşlardan itibaren ticari hayatın içinde ve bu sebeple insanlarla fazlasıyla iç içe bulunmak) bunu duygu ve düşüncelerinde derinlemesine yaşamaya devam eden bir beşerdir.
– Yazmaya nasıl başlamıştınız? Bir hikâyesi var mı?
Her şey ilkokulu terk edememekle başladı diyebilirim : )
İlkokulda öğretmenim her karne döneminde kendi elleriyle karnemin ortasına büyükçe bir yıldız koyar ve onu boyardı. Bunun anlamı sınıfın en çalışkan çocuklarından biri olduğumu bana hissettirmekti. Ancak aşırı disiplinli olması ve benim özgür ruhumun hiçbir zaman süreli ve sınırlı dört duvar arasında olmayı kabullenememesi sebebiyle hem öğretmenimle yıldızım barışmaz hem de okula gitmeyi hiç istemezdim. Bu sebeple kendi vereceğim bir karar olsa, kesinlikle okulu bırakırdım. Maalesef bu da sonraki yıllarda ders çalışmama gibi ilgisizliği yanında getirdi. Ortaokulda ilk edebiyat yazılısında kompozisyon yazmanın yazılıya puan katkısı yüksek olmasından dolayı tembelliğimin açığını kapatmak için özenerek yazdığım kompozisyonun başarıya ulaşmasıyla yazma kabiliyetimi keşfetmiş oldum ve sonrasındaki kompozisyonlarda bir gün kitap yazmak üzere kendimle sözleştim.
– Yazma rutininiz nedir?
Her an her yerde, içerisinde bulunduğum bir durum veya gördüğüm bir olaydan esinlenerek notlar alabiliyorum. Yazmış olmak için değil de, yazmam gerektiği için yazmam gerektiğini hissedince kitabıma başlıyorum.
BİR RÜYAYDI BANA BU ROMANI YAZDIRAN

– ‘Fransız Kadın Yolcu’ romanınızla yollarımız kesişti. Romanı konuşacağız; ama öncesinde pandemi sürecinin sizin için nasıl geçtiğini sormak istiyorum…
Pandemi sürecini eğitimci kişiliğimin yüklediği sorumluluklar sebebiyle yarı inziva yarı koşturmaca içerisinde geçiriyorum. Fırsat buldukça da üçüncü kitabımla ilgili notlar almaya devam ediyorum.
– Bu süreç yazarlığınızı nasıl etkiledi? Besledi mi?
Açıkçası bu konuda her an bir acayiplikle karşılaşmaya devam ediyorum. Artık bu saatten sonra eskisi gibi olmaz diye düşündüğümüz çoğu şey eskisinden de daha fazlası olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor. Bu da bakış açımı daha da çeşitlendiriyor. Umuyorum yeni kitabıma katkısı olacaktır. Yeni kitaba uzun zaman önce notlar alarak başlamıştım, bu pandemi sürecinde birkaç kez bitirmek için yazmayı düşünsem de sürecin de etkisiyle notlarımı zenginleştirme kararı alarak bitirme kısmını ileri bir tarihe bıraktım.
– Gelelim romana… Size bu romanı yazdıran neydi?
Bir rüyaydı bana romanı yazdıran : )
– Ne güzel… Peki karakterlerinizle nasıl buluştunuz? Onları nasıl seçtiniz?
İnsan bazen çok karmaşık bir yapı gibi görünse de anlaşılması en kolay canlı olabiliyor. Karakterlerimi mutlaka böyle birini tanıyorum diyebileceğimiz kişilerden seçmeye çalıştım. Özellikle Sabri Bey Amcayı tanıdığını söyleyen birçok okur ile karşılaşmak benim için sürpriz olmadı.

SABRİ KARAKTERİNİN YETİM KALDIĞI BÖLÜM, TANIDIĞIM BİR ÇOCUĞUN BAŞINA GELMİŞ BİR OLAY

– Aziz ve Sabri Bey arasında geçen sohbetler üzerinden yaşanıyor roman. Peki Aziz ve Sabri Bey, nasıl karakterler? Anlatır mısınız?
Aziz, sorguladıklarıyla kendi doğrularını kendine yol yapan bir karakter iken, Sabri, eksikliklerini tamamlamaya çalışan sanki yaşamı boyunca ihtiyaç sahibi olmuş bir karakter. Sabri, yılların tecrübesiyle ve aslında kendisine çizilen yollarda harmanlamış kendisi. Aziz ise, henüz ömrünün baharında, yaşadıkları ve gözlemleriyle harmanlamış kendisini. Kısacası biri kendisine yol çizmiş, diğeri birilerinin kendisine yol çizmesini beklemiş iki karakter. Nihayetinde de birbirini tamamlamış iki yarım hayat.
– Yaşlı bir adam ve bir genç hırsız, ilginç bir buluşma. Peki onları dost kılan o şey neydi? Yazarken size neler hissettirdi, düşündürdü?
Onları dost kılan şey, ikisinin de özündeki iyiliğin yanı sıra, ikisinin derinliklerinde hissettikleri kimsesizlik hissiydi. Yazarken hayatımda olan gerçek yetim ve öksüz insanların belki de kendilerinin bile farkında olmadıkları kişilikleri Aziz ve Sabri aracılığıyla dışa vurmuş olduğumu düşünüyorum. Bu da aslında kalbi olan herkesin empati yapabildiği dolayısıyla aynı acılara ortak olduğunu hissettirdi bana.
– Bu arada roman tamamen kurgu diyebilir miyiz? Ya da gerçek bir hikâye mi?
Şöyle ki; Sabri karakterinin yetim kaldığı bölüm gerçekten birebir tanıdığım bir çocuğun başına gelmiş bir olay. Babası tüfeğini temizlerken yanlışlıkla kendisini vurmuş. Bu durum karşısında iyice şoka giren ve aynı zamanda zaten konuşamayan annesinin olay aydınlatılıncaya kadar emniyete götürüldüğünü, dolayısıyla bir başına kalan çocuğun memleketten akrabaları gelinceye kadar çocuk esirgeme kurumuna götürüldüğünü öğrenmiştik. Bunun gibi bazı gerçek yaşanmışlıkları özellikle Sabri Bey’de toplamak dışında geri kalanlar kurgu diyebiliriz.

ASLINDA O SÖZ, İNTİHAR EDEN BİR ADAMIN EVİNDE BULUNAN BİR MEKTUPTAN ALINTI

– Sabri Bey’den şöyle bir alıntı yapmak istiyorum: “Eğer bugün de kimse gözlerime bakıp gülümsemezse köprüden bırakıvereceğim denizin derinliklerine kendimi.” Bu romanı yazarken en çok yalnızlık duygusunu hissettiğinizi düşündüm. Sizce insan, bu yalnızlık noktasına nasıl geliyor?
Aslında o söz, intihar eden bir adamın evinde yapılan arama sonucunda bulunan bir mektuptan alıntı. İnternette böyle bir yazı ile karşılaştığımda inanamamış, hem intihar eden kişi adına çok üzülmüş hem de İnsanlığın bu denli yalnızlaşabileceğini kabullenememiştim. Bu sebeple de bu tepkimi Aziz aracılığıyla İhtiyara iletmeyi seçtim. Belki de tüm intihar etmek isteyenlere iletmek çabasıyla. Gözlerine bakmadığınız kimselerin, size gülümsediklerini göremezsiniz zaten. Birinin gözlerine bakmak istiyorsanız da, en başta sizin kendi gönül gözünüz açık olmalıdır diye düşünüyorum.
– Ne kadar doğru dediniz… Peki, Sabri Bey’in hayatında iki özel kadın var: Biri Emine, diğeri de kitaba adını veren Abella! İki kadın karakterin ortak özelliği nedir?
İki kadının ortak özelliğinden ziyade, Sabri Bey Amcanın iki kadından beklentisi aynı ortak paydada birleşiyor gibi. Şefkat, hatta bu konuda Emine fazlasıyla şefkatli davranınca bir nevi eşten ziyade annesi konumuna düşürüyor kendisini.
– Abella romanda anlatılıyor, evet; ama hayatla ilgili o kadar çıkarımlar da yaptırıyor ki roman, Abella’dan uzaklaşıp geri döndüğünüzü hissediyorsunuz. Bu tam olarak yazarken planladığınız şey miydi?
İtiraf etmem gerekiyor ki Abella ile ilgili bazı kısımları sonradan çıkarmak zorundaymışım gibi hissedip çıkardım. Hayatla ilgili fazlasıyla çıkarımı fark ettiğim an, bu çıkarımları iki kadın, bir adam hikâyesinden uzaklaştırmam gerektiğini düşündüm.

ÜZÜLEREK BELİRTMEK İSTERİM Kİ, BU ROMAN BURADA BİTTİ

– Siz de genç bir yazarsınız. Sabri Bey’in bilge yanı için ilhamınızı aldığınız özel biri var mı? Ya da yazım sürecinde okuyup etkilendiğiniz kitaplar?
Uzun bir süre çocukluk hayalim olan yazarlığa başlamamamın yegâne sebebi, benim yazmak istediklerime tercüman olduğunu düşündüğüm iki yazar ile tanışmamdı diyebilirim. Şeyh Şadi Şirazi’nin ‘Bostan ve Gülistan’ eseri ile Halil Cibran’ın eserlerini okuduktan sonra zaten benim düşüncelerime tercüman olmuş bu değerli yazarları önermeyi kendi yazacaklarıma tercih ettim. Ve maalesef uzunca bir süre bu iki değerli yazarın çoğu kimse tarafından isimlerinin bile duyulmadığı gerçeği ile yüzleşince, ilk kitabıma ilham olan aplikasyonla konuşma fikri ile birlikte, belki de günümüz insanının dilini yakalamalıyım diyerek çocukluk hayalimi gerçekleştirme kararı aldım.
– Peki söz konusu yazmak olduğunda en dikkat ettiğiniz nokta neydi?
Yeni bir söz söylemek lazım şiarıyla, özellikle yazdığım dönemlerde kitap okumaktan ve etkilenmekten kaçınıyorum. Birbirinin kopyası birçok yazar zaten fazlasıyla mevcut. Hatta bazıları alenen kopyaladıkları sözler üzerine yazılar yazıp ilanlarını bile başkalarının sözleriyle yapıyorlar. Kendi adıma hayat felsefemin de bir parçası olan bir iş yapıyorsan ilk yapanlar gibi ol düşüncesiyle olabildiğince özgün olmaya çalıştığım için bu konuya özellikle dikkat etmeye çalışıyorum.
– “Herkesin hayatından sessizce çekip giden biri olmuştur.” diyorsunuz arka kapakta. Bu söz romanın özeti gibi geldi ilk okuduğumda, sonra daha derin olduğunu düşündüm. Sizin düşüncenizi merak ediyorum…
Derin kısmından ziyade, tanımadığınız bir şehirde tanımadığınız bir sokakta karşılaştığınızın farkında dahi olmadığınız insanlar üzerinde bıraktığınız bir hayranlık veya onların sizin üzerinizde bıraktığı hayranlıktan habersiz ayrılan yollar gibi düşünebiliriz.
– Fransız Kadın Yolcu ile ilgili genellikle ‘Bu kitap böyle bitmemeliydi.’ yorumları okudum. Kitabın sonu yazarken size neler hissettirdi? Yazan değil de okuyan olsaydınız ne düşünürdünüz?
Açıkçası yazarken kendim bile duygulandım, kalem elimde öylece kaldım, çünkü daha en başında kafamda belliydi sonu. Sonra neden her şey mutlu sonla bitmek zorunda ki diye düşünüp özellikle yaşadığımız coğrafyadaki gerçek sonlarla daha uyumlu olacağı için bu şekilde bitirdim.
Bu sebeple kitabın devamı gelecek gibi hisseden ve isteyen okurlarıma da üzülerek belirtmek isterim ki bu roman burada bitti.
Damla Karakuş: Teşekkür ederim.
Rıdvan Aklan: Teşekkür ederim.

Fransız Kadın Yolcu
Rıdvan Aklan
Mona Kitap
S.: 164

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -

En popüler

Kerem Taşkın Yazdı-Sessizliğin Sesi

Hiç yaşadınız mı bilmem ama bazen çok zor durumda kalırsınız ve yardım sesleri yükseltirsiniz. Fakat bu sesler her ne kadar yüksek olsa da sesinizi...

Fakülte Mezunu Postacıların Sınavsız Memurluğa Geçiş Koşulları Oluşmak Üzere

Hukuki Süreç Tamamlanıyor "Fakülte mezunu postacılar" ifadeleri artık günümüzde sıradan bir kavram haline gelmiş durumda. PTT A.Ş 2010 yılına kadar bu gruptaki postacıları başvuru yapmaları...

Engelli Yazar Nurçin Arlı İle Söyleşi

Bir Rukiye Türeyen Röportajı 1. Rukiye Türeyen: Merhaba sevgili Nurçin, okurlarımıza kendinden bahseder misin? - Merhabalar. Ben Nurçin Arlı. 1988 Elâzığ doğumluyum ve Elâzığ'da yaşıyorum. 4...

4 Partiden Ermenistan’ı Kınayan Ortak Bildiri

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Grup Başkanvekili ve Sakarya Milletvekili Muhammed Levent BÜLBÜL tarafından basın açıklamasına göre 4 Parti Ermenistan'ı Kınayan Ortak Bildirisi yayınlandı. Bülbül'ün twitter...

Son Yorumlar