10.3 C
Ankara
25. Şubat. 2021
No menu items!
Ana Sayfa Diğer Kültür Sanat Mustafa Salim Nursaçan- Gayya Çukurunun Çiçekleri 3

Mustafa Salim Nursaçan- Gayya Çukurunun Çiçekleri 3

Peygamber Efendimiz sav. yüzü görünmeyecek şekilde başını öne eğer. Belki bir saate yakın, hareket etmeksizin oracıkta bir murakabeye dalar. Uzun bir zaman sonra sahabe-i kiram, Allah Rasulü’nün yavaş yavaş başını kaldırdığını, başını kaldırdığında, gözlerinden inci taneleri döküldüğünü görürler.

Mübarek ağzından şu sözleri işitirler:

_“ Kardeşlerimi çok özledim. Kardeşlerimi çok özledim.” Onu sav bu halde gören Selman-ı Farisi ra. dayanamaz. Oturduğu yerden kalkar ve hemen Rasulullah’ın yanına gider. Onun mübarek dizinin dibine oturur ve:

_“Ya Rasulallah niye ağlıyorsun? Bak, kardeşlerin olan bizler seni terk etmedik ki. Bu özlem bu gözyaşları niye?” diye sorar. Efendimiz sav ona döner ve der ki:

_“Ey Selman sizler benim kardeşim değilsiniz. Sizler benim ashabım, dostlarımsınız. Benim kardeşlerim kimler biliyor musun ya Selman?” Der.

_“Kimler ya Rasulallah” diye merakını dillendirir Selman ra.

_“Benim kardeşlerim, beni görmeden bana iman edecek olanlardır ey Selman” der. Selman-ı Farisi ra. sorularına devam eder:

_“ Peki ya Rasulallah, siz onları görmediniz onlar sizi görmedi. O kıyametin zifiri karanlığında birbirinizi tanımadığınız bu kardeşlerinizi nereden bileceksiniz?” dediği zaman Peygamber Efendimiz sav yeniden Selman’a döner:

_“Ey Selman, şu anlatacaklarımı bir tasavvur et bakalım.” Selman ra. merakla dinler. Efendimiz sav:

_“Simsiyah bir at sürüsünü düşün. O simsiyah at sürüsünün içinde tek bir tane at var ki, alnında ak var. Diz kapaklarında ak var. Toynaklarında ak var. O alacalı atın sahibi, o simsiyah at sürüsünün içinde kendi atını tanıyamaz mı ey Selman?” diye sorar.

_“Tabi ki tanır ya Rasulallah” der Selman ra. Bunun üzerine Efendimiz sav. Buyurur:

_“ Biz namazdayken secde halindeyiz ya, alnımız, burnumuz, ellerimiz, diz kapaklarımız ve ayaklarımız toprağa değiyor ya, işte, secde anında yere dokunan bu azalarımız yarın kıyametin o zifiri karanlığında pırıl pırıl parlayacak ve ben kardeşlerimi o pırıldayan azalarından tanıyacağım ey Selman.”

Orada bulunan mahkumlara döndüm ve sesimi biraz daha yükselterek anlatmaya devam ettim.

_”Arkadaşlar! Kıyametin zifiri karanlığında, bu dünyada namazlarımızı kılmayıp karanlıklar içerisinde kalıp da Allah Rasulü’nün tanıyamadığı o insanlardan mı olmak isteriz yoksa bu dünyada namazlarımızı kılıp ibadetlerimizi yapıp farlarımızı yakıp tabiri caizse “ya Rasulallah! Ben buradayım” mı demek isteriz? Eğer o gerçek kurtulmuş müminlerden olabilmek istiyorsak arkadaşlar, bugün, hemen bir sonraki vakitten itibaren namazımıza başlıyoruz. Şimdi kimler namaza başlamak istiyor?”

Dediğimde koğuştaki tüm mahkûmlar birer birer “Ben ben!” demeye başladı. İşte o zaman ellerimi uzattım ve dedim ki “kim?”

_“Kim bir sonraki ezanda namaza başlayacaksa elimi tutsun, hadi, söz verin bana”. Koğuştaki otuz beş kırk kişilik gruptan bir kişi hariç herkes ellerini uzattı ve elimi tuttular. O suçlu ellerini, abdest nuruyla arıtmaya yeminle niyet ederek ellerimin üzerine sarılırcasına koyarken her birinin gözlerinde yaş vardı.

_”Söz veriyor musunuz arkadaşlar?”

_ “Söz veriyoruz.”

_”Öyleyse bugünden itibaren başlıyoruz. Bu bizim kurtuluşumuza da vesile olsun inşEllah.”

Bir de güzel dua ettirdi Allah cc. Kaynar suyun yakmadığı avuç içlerini, gözlerinden kaynayan şifalı madenler, haşlıyordu adeta. Öyle mutluydum ki… Ölü buzluğunda donuk ruhlardı biraz önce bu insanlar. Şimdi onların gözlerinde ümitli bir yaşam gülümsüyordu. Yanaklarından aşağı süzülen sımsıcak yaşlar, eritiyordu soğuklukları. İrin yerine can doluyordu iman kadehlerine şimdi.

Böyle bir manzarayı seyrediyordum işte. Hemen önümde gerçekleşiyordu her şey. Gri kapının önündeki endişelerimden utandım. Tamamen siyah ya da tamamen beyaz değildim. Hiçbir zaman hiç kimseyi hor hakir görecek durumda değildim. Af diledim Allah’tan. Allah Teâlâ, hidayet kapılarını kime açarsa dilediği anda onu en üst noktalara çıkarabilirdi. İnsanın, kemal yolculuğunda asla nefsini temize çıkarmaması gerektiğini, asla da O’ndan ümidini kesmemesi gerektiğini şimdi bir kez daha anlıyordum.

Bekleyin! Duraksadım birden. Sol yanıma döndüm yavaşça. Yanımda, üzerindeki her parçası marka olan spor kıyafetlerinin, maddi gücünü teşhir ettiği biri vardı. Bir elini yumruk yapmış, diğer eliyle onu ezercesine ovuşturuyordu. Alnı kırışmış, kaşları çatılmıştı. Bir bacağı mütemadiyen sallanıyordu. Buna öfke denilebilirse şayet, ömrünüzde bir daha göremeyeceğiniz derecede masum bir öfkeyle üzgün ve kırgın görünüyordu.

O kadar kişi içerisinden yalnızca o elimi tutmadı. Bu mekânda herkese sözü geçen, birkaç kimsesiz mahkûmu da himayesine alan, baskın karakterli biriydi, biliyordum. O, konuşurken her harfine bastıra bastıra racon kesen ağır abinin dili lal olmuştu. Diğer mahkûmlarla yaptığımız sözleşmeden sonra ona döndüm. Mizacıyla zıtlaşan manalı gözleri, dopdolu. Her an düşecek gibi yığılmış kirpiklerine damlacıklar. Herkes konuşuyor, bir konuşamayacak durumda olan o. Nefes alış verişi bıçaklanmış.

Sanki nefes alsa içinde biriken karanlığın ortaya dökülmesinden korkuyor. Sordum:

_“Gardaş sen niye elimi tutmadın?” bir anda bulutun sancısı, daralan göğsüne doğru meyletti.

Bardaktan boşanırcasına ağladı ve bütün vücudu titreyerek, anahtarını yuttuğu ceviz sandığını açtı.

Ağzından dökülen her kelimeyi en derinlerimde hissettim:

_”Hocam ben kılsam ne olacak ya! Kılsam ne olacak? Niye bana böyle soruyorsun? Hocam benim iki tane leşim var. İki adamın canını aldım da ben bu ceza evine girdim. Hadi Allah beni affetsin diyom.

Hadi! Allah beni affetsin. Hocam benim dışarıda kulübüm, kumarhanem var. Benim dışarıda eşim, iki tane de kızım var. Başka gelirim yok, o kumarhane çalışacak ki benim çoluk çocuğumun geçimi sağlanacak. O kumarhane çalışacak ki ben şu cezaevinde geçimimi sağlayacağım. Yoksa burada ne bir kimse itibarımı bırakır ne de dışarıda eşim çocuğum doğru bir yolda gidebilir. Kötü yollara düşerler.

Ben kılsam ne olur hocam? Şimdi söyler misin bana, yediğim haram içtiğim haram giydiğim haram.

Çoluk çocuğuma yedirip içirdiğim giydirdiğim haram hocam. Ben namaz kılsam ne olacak, Allah kabul mü edecek?” Dedi. Konuşurken için için ağlıyordu. Hiç beklemediği bir anda ona sordum:

_”Senin bu gözyaşların yalan mı? Bu ağlayışın bizi aldatmak için mi?”

DEVAM EDECEK

Mustafa Salim Nursaçan- Gayya Çukurunun Çiçekleri 4

- Advertisment -

En popüler

10 Bin Adım: Devin Özgür Çınar & Engin Günaydın

Röportaj: Onur Bayrakçeken Fotoğraf: Ozan Balta Devin Özgür Çınar'ın kaleme aldığı ve başrolünü Engin Günaydın ile paylaştığı, yerli platform Gain’de izleyebileceğiniz 10 Bin Adım, ilginç bir...

Kamu-Sen Adıyaman Kadın Kolları Başkanı Fidan KARAKUŞ: Kadın Kamu Çalışanlarının Sorunlarına Çözüm Üretilmeli

Değerli basın mensupları; Kamu çalışanlarının ekonomik, mali ve sosyal birçok sorunu çözülmeyi bekliyor, ücretlerin düşüklüğü nedeniyle ek zam verilmesi, tüm sözleşmelilere kadro, E.Y.T (Emeklilikte Yaşa...

Eve Kapanan Vatandaş Soluğu Dijital Yayınlarda Aldı!

Medya Takip Merkezi (MTM), yaptığı araştırmada günden güne kullanıcı sayısı ve popülaritesi artan dijital yayın platformlarının medya yansımalarını ele aldı. İşte araştırmanın detayları… Günümüzde yerel...

Böbreklerdeki Yoğun Ağrı Neyin Habercisi?

Normal şartlarda bir insanda bulunan börek sayısı ikidir ve bu börekler birbirinden ayrı olarak sağ ve solda konumlanır. Ancak kesin nedeni bilinmese de bazı...

Son Yorumlar