10.3 C
Ankara
1. Ekim. 2020
No menu items!
Ana Sayfa Diğer Kültür Sanat Mustafa Salim Nursaçan- Gayya Çukurunun Çiçekleri 1

Mustafa Salim Nursaçan- Gayya Çukurunun Çiçekleri 1

Burası Sivas Cezaevi. Şimdi size anlatacaklarımı baş kulağınızla değil gönül kulağınızla dinlemenizi isterdim. Her şeyi baş gözünüzle değil gönül gözünüzle seyretmenizi istiyorum, bunu benim için yapabilir misiniz?

…Başımı yukarı kaldırdığımda üst tarafını ancak görebildiğim devasa bir kapısı vardı. Kül ve duman karışımı rengi, itiraf ediyordu içindeki yangınları. Ağır ağır, sıkıca kapattım gözlerimi. Alnımdan soğuk terler akıyor, tahayyülümde kıyametler kopuyordu. Cayır cayırdı içerisi. Buram buram pişmanlık kokuyordu bu yer. Başımı indirdiğimde gördüm, durmaksızın bir içeriye bir dışarıya isyan sızıyordu kapının altından. Keskin bir soluk çekip içime, gözlerimi açacak oldum, başım ufka daireler çizdi bir an, midemden ağzıma acı bir tat geldi. Ürperdim. İçeride karşılaşacağım manzaraya dair düşünüyordum.

Çarçabuk açığa çıkıyor, aynı hızla kayboluyordu görüntüler.

Buraya tekrar gelmek isterken ne vardı aklımda? Ne diye gelmiş olabilirdim ben bu cehenneme?

Durdum. Hemen ikaz ettim düşüncemi.

“cehennem, bir arınma yeri değil mi? Bir çıra olarak seçildiysen, yanarak arınman ve yakarak arıtman için, bunda yanlış olan ne var? Ateşin kabahati ne? Kendi akıbetinden bile habersizken, güllük gülistanlık olduğundan emin olabilir misin? Sana, bu yere layık olmadığını düşündüren nedir? Cezaevi demek yok, artık ’arınma evi’ de buraya.”

Naçizane, cezaevi namı diğer, arınma evi vaiziyim. Mahkûmlara insan olmaktan, kulluktan dem vuran bir adamım. İnsanlara hakkı hakikati anlatmayı boynuma borç bilmişim. O gün, insandım ve mahkûmdum işte ben de. Seçtiğim yahut seçildiğim bir kaderle rıza düellosundaydım. Dört duvar arasındaki mahkûmiyetim yıllar önceydi. Şimdi çok şey değişmiş ve ben nefsimle zincirlenmiştim kendi içime. Bulabildiğim bütün anahtarları deniyordum kilidimi açabilmek, özgürlüğe kavuşabilmek için. Yıllar sonra, nereye gitsem peşimden sürüklenen bu demir halka yığınıyla beraber gelmiştim gri kapının önüne. Gafletimden sıyırıp nefsimi, temize çıkarmaya yüzüm var mıydı? Önce kendime sonra da mahkûmlara “Allah” diyecektim. Ve hep beraber, hidayet bulmayı dileyecektik. İşim buydu işte.

Osman Yüksel Serdengeçti’nin bir sözü geldi aklıma, şöyle diyordu:

_ “Benim evim, aynı hayata benziyor. Çünkü evimin bir penceresi hastaneye bakıyor diğer penceresi hapishaneye bakıyor diğer penceresi de mezarlığa bakıyor.”

Bir insanın hayatı da bu üç şeyin etrafına dönmüyor muydu zaten. İyi bir eşiniz, aşınız… Her şeyiniz var, her şey iyi. Sabahleyin arabaya bindiniz, kontağı kıvırdınız, birisine çarptınız; işte arınma evindesiniz (!). biri size çarptı, hastanedesiniz yahut mezarlıktasınız.

Hiç kimsenin bir diğerinden farkı yoktu nihayetinde. Allah cc, Külli iradesinde hangimiz için nasıl bir sonu diliyordu habersizdik. Bu bizi daha ümit var kılıyordu. Bir gün, her birimiz, gayya çukurunda açan hoş çiçeklere de dönüşebilirdik. Heyecanımı güzel niyetlere körükleyen bir sebep de buydu galiba.

Her gün olduğu gibi o gün de arınma evine gittim. Cinayet mahkûmlarının Koğuşuna girdiğimde bir süre arkadaşların toplanmasını bekledim. Mahkûmlardan biri yeni yıkadığı ince belliye, dünyanın en kaliteli çayından doldurdu benim için. Semaverin çeşmesinden kıvrıla dağıla akan kaynar sudan sıçrayanlar, incitmiyordu avuç içinin kalın derisini. Alışıyordu insan her acıya zamanla demek. Omzuna attığı yarı kirli havluya baktım istemsizce. Bana uzattığı çayı “ Eyvallah” diyerek aldım. Bardağa eğilip tavşankanının üzerindeki buğuyu kokladım. “Hiçbir yerde bulamazsın benim demlediğim çayı hoca!” derken kaşlarını gururla kaldırmış, sırıtışını da haline uydurmuştu. Gülümsedim.

Bu arada ranzalarında istirahat edenler, bahçede birbirlerine işledikleri suçları ballandıra ballandıra anlatıp sohbet edenler, her çatlağından yosun tutmuş beton zemine dalıp gitmiş bir halde bir o başa bir bu uca volta atanlar, kendi aralarında çocuk gibi oyun oynayanlar… Yavaş yavaş yerlerini alıyordu.

Mahkûmların hemen hemen hepsi geldi. Herkes tamam oluncaya kadar gelmiş olanların kafalarına takılan sorularını, kendi aralarında tartışmış oldukları meseleleri, TV’de duyup aslını merak ettikleri haberleri, dertlerini, ihtiyaçlarını, cezaevi yönetiminden taleplerini vs. dinledim önce.

Demek kötü bildiğimiz insanların da insanca bir tarafı vardı. Yeri geliyor vatan sevgisiyle coşuyor yeri geliyor ailelerini özlüyorlardı. Kimi zaman kendilerine iğrenç birer yaratık muamelesi yapan insanları bile seviyor, kimi zaman da içinde bulundukları kuyudan çıkabilecekleri bir anı gözlüyorlardı.

Aralarında şiirler yazan, yanık sesiyle türküleri ağlatanlar vardı. Buraya geldikten sonra nesi var nesi yok her şeyini kaybedenler, öksüz yetim kalanlar vardı.

Bizim gibi, iyiliklerinin yanında nefsi zafiyetleri de olan birer insandılar ve her yanı duvarlarla çevrili bir mekânda mahkûmdular işte. Bizim, herkesten gizlediğimiz günahlarımızla kanunun yakalayamadığı suçlarımızı kapatmak adına vicdanımızın etrafına ördüklerimiz gibi, onların da, yakalandıkları suçlardan arınmaları adına içine konuldukları, dikenli tellerle korunan duvarları vardı. Bizim içimizde firavunlar, nemrutlar olduğu gibi onların içinde de İsa’lar, Musa’lar vardı.

Herkes gelmişti… Derken, muhabbetimizin koyusu, çayın demini aştı, beklenen atmosfer oluştu.

Almaya da vermeye de hazırdı gönüllerimiz. İncelikli bir maharetle, onlardan işittiklerim arasından yumuşak bir geçiş yaparak anlatmak istediğim konuyu açtım sonunda. Mevzu namazdı. Sordum:

_”Arkadaşlar “er” kime denir?”

_”Er, erkek adama derler hoca!”

_”Sözünün eri adama derler.”

_…

Herkes kendince cevaplar verdi. Bilirsiniz, bulmaca çözerken iki kutucuk boştur. Rütbesiz askeri sorar size. Boşluklardan birine “E” diğerine “R” yazarsınız. Onlara söyledim:

_ “Devletin, kendi güvenliğini sağlayabilme noktasında istihdam ettiği, tüm giderleri devlet tarafından karşılanan rütbesiz askere “Er” denilir.”

Ardından onlara kime “Kul” denildiğini sordum. Onların cevaplarını dinledikten sonra sözü aldım:

_ “Kul, Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına muhatap aldığı kişiye denir. Kulun erkeği kadını olmaz.

Kulun mahkûmu hürü olmaz. Kulun zengini fakiri olmaz. Hepimiz Allah Teâlâ’nın kuluyuz ve O’nun emir ve yasaklarının muhatabıyız.

Arkadaşlar! Bir asker ocağına teslim olduğumuz andan itibaren herhangi bir erimiz, komutanların emirlerini yerine getirmek zorundadır. Komutanların emirleri yerine getirilecek ki, bizler burada güvenliğimiz sağlanmış olarak hür yaşayacağız, çoluğumuz çocuğumuz güvenli bir şekilde okullarına gidecekler ve istikballerini kazanacaklar.

Örneğin komutan, çok soğuk bir gecenin en geç vaktinde size ıssız bir noktada tek başınıza nöbet tutmanızı emredebilir. Sizin “komutanım ben gecenin o saatinde şu kar kış kıyamette, tatlı uykumu bölüp de oraya gitmek istemiyorum” veya “komutanım izlediğim dizinin en heyecanlı bölümü tam da o saatte. İmkânı yok kaçıramam. Arkadaşlarımla muhabbetim bozulur maazallah, sen şimdilik bir gidiver hele.” deme lüksünüz yoktur. Örnek veriyorum, biz ezan-ı Muhammedî okunduğu zaman ne yapıyoruz? Sabah namazı vakti diyelim “Ya şimdi kim kalkacak da buz gibi suyla temas edecek, şu sıcak yatağımı nasıl bırakırım hem benim uykum kaçarsa tekrar uyuyamıyorum” demiyor muyuz?”

Ben sordukça, onlar cevaplarını yönelttikçe, kafamızda bir mülahaza bir sorgulama süreci başladı

 

DEVAM EDECEK

Mustafa Salim Nursaçan- Gayya Çukurunun Çiçekleri 2

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -

En popüler

Kızılelma Aydınları Ermenistan’ın Saldırılarını Kınadı

Kınama mesajı hem Azerbaycan hem Türkiye Türkçesi ile iki ayrı şekilde yayınlandı. Mesaj şöyle; Kızılelma Aydınları Platformu Yaklaşık 30 yıldır haksız ve hukuksuz bir şekilde kardeş ülke...

MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili E.Semih Yalçın: Ülkü, Bizim Namusumuzdur!

Yalçın resmi twitter hesabından (@E_SemihYalcin ) ilgi çekici konulardan oluşan açıklamalar yaptı. Açıklama şöyle; 'Millî Düşüncesizlik Merkezi, Milliyetçi Hareketin kamuoyu ve millet nezdindeki itibarını zedelemek, MHP’nin...

Kerem Taşkın Yazdı-Sessizliğin Sesi

Hiç yaşadınız mı bilmem ama bazen çok zor durumda kalırsınız ve yardım sesleri yükseltirsiniz. Fakat bu sesler her ne kadar yüksek olsa da sesinizi...

Fakülte Mezunu Postacıların Sınavsız Memurluğa Geçiş Koşulları Oluşmak Üzere

Hukuki Süreç Tamamlanıyor "Fakülte mezunu postacılar" ifadeleri artık günümüzde sıradan bir kavram haline gelmiş durumda. PTT A.Ş 2010 yılına kadar bu gruptaki postacıları başvuru yapmaları...

Son Yorumlar