10.3 C
Ankara
1. Ekim. 2020
No menu items!
Ana Sayfa Köşe Yazısı Leyla Düzel Yazdı - 27 Mayıs 1960 Darbesi ve Gizlenen Gerçekler

Leyla Düzel Yazdı – 27 Mayıs 1960 Darbesi ve Gizlenen Gerçekler

Darbe tartışmaları neden bitmiyor ve 27 Mayıs Türk toplumunda nasıl gelişmelere sebep oldu?
Demokratik yöntem olan seçim ile hükümet değiştiren onca Dünya ülkesi varken gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeler neden darbe tehditi altında siyaset yapmak zorunda kalırlar?
Bu iki konunun cevabı aslında darbelerle yoğrulan Cumhuriyet tarihimizde gizli…
Ne diyoruz hep tarih, tarih, tarih…
Tarihini bilmeyen milletler, yalan tarih yazan Toplum Mühendislerinin algı operasyonlarının kurbanı olurlar…
Bir süre sonra gerçek tarih unutulur ve o toplum, yalanlar ile istenilen yönde evrim geçirir…
Ve tarih hep tekrarlanır. Çünkü unutulan tarihten ders almak mümkün değildir…
27 Mayıs 1960’da gerçekleşen darbe sonrası yargılamalar Yassıada’da yapılmıştı…
9 ay süren bu mahkemelerin sonucunda Başbakan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. İçişleri Bakanı Namık Gedik ise tutuklu bulunduğu harp okulunun camından atlayarak intihar ettiği söylendi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın, yaşı dolayısı ile idam kararı bozuldu ve müebbet hapse çevrildi. 4 sene sonra da tahliye edildi…
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli, darbe sonrası kurulan mahkemelerin yapıldığı Yassıada, toplumdaki adıyla Yaslıada yeni adıyla Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nın açılışını 27 Mayıs’ta birlikte yaptılar…
Bu yıllarca Türkçüler üzerinde oynanan oyunun bozulması, Menderes seven kitlenin Türkeş kininin adeta yok olmasına vesile olacak bir açılıştı….
Devlet Bahçeli bu açılışa katılarak oyunu bozmuş, Erdoğan ise konuşmasında Türkeş’e atıfta bulunarak kendi tabanında topladığı demokrat partililere hitaben Türkeş idamlardan sorumlu değil suçsuzdur diyerek Başbuğ’u aklamıştır…
Milliyetçi camianın yıllardır söylediğini kendi içlerinden biri söylediğinde duvarlar yıkılacak bu MHP sevgisine dönüşecektir…
Tıpkı rahmetli Türkeş’in ihtilalden sonra 4 yıl daha MBK başta kalsın ve DP’nin tabanını kazanalım ve ilk seçimlerde kurduğumuz parti ile sivil iktidara biz sahip olalım fikrinin gerçekleşmesi gibi bir şeye yol açabilecektir…
Ama maalesef bu isteği gerçek olmamış, İnönü bir gün Cemal Gürsel’i ziyaret etmiş ve saatler süren toplantı sonunda 14’ler tasviye edilerek MBK fesh edilmiştir…
O konuşmada, hemen seçim olursa CHP’nin iktidar olacağı ve Cemal Gürsel Paşa’nın da Cumhurbaşkanı olacağı vaadi verilmişti…
Bu bilgilerin ışığında tekrar darbeye dönersek, koltuk vaadinin nasıl da idam kararlarına sebep olduğunu böylece anlamış oluruz.
Darbeden sonra düzenlenen bu garabet mahkemelerin ve idam edilenlerin anıları şimdi müze haline getirildi…
Hataları ve hizmetleriyle Türk Milleti’nin kalbinde yer eden Menderes’in idamı, halkımızı derinden üzmüştür…
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Başbakanı idam edilmiş ve tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir…
Demokrasi ve Özgürlükler Adası, Türkiye Cumhuriyeti’de yaşayanlara artık darbelerin son bulması için bir hafıza oluşturacaktır…
MHP Lideri Devlet Bahçeli’de aynı mantıkla 2011 senesinde Ankara/Kızılcahamam’da Ülkücü Şehitler Anıtını yaptırmıştı…
Süleyman Demirel başkanlığında 1977 senesinde gerçekleşen seçimlerden sonra oluşturulan 2. Milliyetçi Cephe Hükümetinin MHP’li Gümrük ve Tekel Bakanı olan Gün Sazak, evinin önünde Dev-Sol militanlarınca çapraz ateşe alınarak şehit edilmişti…
Gün Sazak’ın kabri başında 30 yıldır düzenlenen Eskişehir’deki anma töreni şehitlikle beraber kurumsal kimliğe kavuşturulmuş ve bu ülkede idam edilen ve solcular tarafından 1980 darbesine kadar öldürülen 5000 masum Milliyetçi/Ülkücü gencin tek tek adları yazılarak toplum hafızası oluşturulmuştur…
Yıllarca Alparslan Türkeş’in, Menderes’i idam ettiği yalanı söylendi. Bu yalan Menderes’i seven halkta, ülkücülere karşı nefret hissine sebep olmuştur. Bu da Türk Milliyetçilerinin hükümete gelmesine hep engel oldu…
Zaten solcular nefret ederdi birde buna sağcıların kini planlı bir şekilde ilave edildi ve milliyetçiler asla tek başına iktidar olamadılar…
Türkeş darbeciler içinde planlı programlı ve akılcıl olan, diğerlerinden farklı, ülkeyi refah ve huzura kavuşturacak kabiliyette, zeki ve Türk Milletine, ülkesine aşık bir subay olarak berteraf edilmesi gereken bir çıbanbaşı olarak görüldü…
Halbuki onun isteği Celal Bayar ve Menderes’in sadece sürgün edilmeleriydi…
Menderes’in idam edilmesiyle adeta ailesinin üzerine kara bulutlar çöktü…
O’nun ardından çocuklarının da ölümleri aile için tam bir felaket oldu…
3 erkek evladından ilki Menderes’in asılmasından sonra milletvekili olmuş ama nedeni bilinmeyen bir intihar ile yaşamına son vermişti…
İkinci oğlu trafik kazasında can verdi ve en küçük oğlu da yine bir trafik kazasında 15 yıl tekerlekli sandalyeye bağlı kalarak ömrünü noktaladı…
İntihar ve trafik kazaları birer komplo muydu bilinmez ama Menderes ailesi sanki beddualıymış gibi hep anormal ölümlerle sınandı…
Menderes, Aydın’lı bir ağa olarak ilk siyasi hayatına halbuki CHP ile başlamış, ilk milletvekilliğini orda yapmıştı…
İnönü’nün sosyalist bir anlayışla tüm üretim kurumlarını devletleştirmesine tahammül edememiş ve itirazlarıyla partiden ihraç edilmişti…
Sonrasında Celal Bayar, Mehmet Fuat Köprülü, Refik Koraltan ile 1945’te Demokrat Parti’yi kurmuştu…
Aslında siyasi hayatında onu yönlendirenin hep Celal Bayar olduğu ve Menderes’in Başbakan olmasını hayretle karşıladıklarını söylerler…
AKP’nin kuruluşu ile çok benzerlikler taşır. Abdullah Gül hep geri planda kalmış, konuşma yeteneğinden dolayı Erdoğan ön plana geçmişti…
Abdullah Gül, sinsi sinsi eylem planları yaparken Erdoğan kötü icraatlardan sorumlu tutulmuştu. Yine Babacan’ın kurmuş gibi göründüğü DEVA Partisi’nin gerçek yöneticisi Abdullah Gül’dür. O kirlenmeden Cumhurbaşkanlığını hedeflemektedir. Bence Celal Bayar’da aynı fikirle kurtlar sofrasına Menderes’i sürmüştü…
Zaten böyle olduğu 60 darbesinde yaşı öne sürülerek idamdan ve sadece 4 yıl içeride yatmakla kurtulduğundan bellidir…
Siyaset çoğu zaman sadece görünen ve halka verilmek istenen biçimiyle hafızalarda kalır. Oysaki perde arkası çok daha farklı saiklerle yönetilir…
Günümüzde İmamoğlu ile tarih yine tekerrür etmiş aslında nefes alır gibi, su içer gibi yalan söylemekten başka yeteneği olmayan biri topluma, CHP tarafından kurtarıcı Atatürk diye yutturulmaya çalışılmıştır…
Neyse konuyu dağıtmadan özüne döneyim…
Menderes’in ilk icraatı ezanın tekrar orjinal hali olan Arapça’ya çevrilmiş olmasıdır. Buradan da tek derdinin devletin üretim kurumlarını kamulaştırması olmadığını anlıyoruz…
Ben doğmadan olay vuku bulduğu için o dönemin siyasilerinden neler olduğunu hep anlamaya çalıştım…
Ve Başbuğ Alparslan Türkeş’in hatıralarından çokça yararlandım…
Kimine göre Menderes bir darbe ile canı alınana kadar birçok faydalı projeyi hayata geçirmişti. Muhalefetteki İnönü CHP’si dava sürecinde akıl almaz iftiralarla idam kararına yol hazırlamıştı. Onlara göre ise diktatör ve demokrasi istemeyen bir başbakandı…
Demokrat Parti’lilere göre ise de İnönü Türkiye’yi diktatörlük ile yönetmiş halka zulüm etmişti…
Peki Menderes nasıl bu duruma gelmişti?
Menderes, 1950’de seçimleri kazanmadan önceki duruma bir bakmak lazım…
Rusya Kars, Ardahan ve boğazlarda üs istiyordu. Türkiye’nin üzerinde devamlı bir Rus tehditi vardı. Belki seçimleri Demokrat Parti kazanmasaydı İnönü adaları Yunanlılara teslim ettiği gibi Stalin’den korkarak Kars ve Ardahan’ı da teslim edecek boğazlarda Rusya’ya imtiyazlık hakkı verecekti. Yaşanmadan bilinmiyor ki…
Gerçi Rusya’ya verilmedi de ne oldu bu kez de ülkemizi Amerikan ve NATO üstleri ile doldurdu…
Ama eğer Türkeş darbe sonrası başarılı olabilseydi ne komünizm ne faşizm olur, milliyetçiler galip olurdu ve inanıyorum ki 1980 darbesi de olmazdı…
1980 darbesine getiren süreç, her alanda İnönü’nün komünizmi ülkemizin kurumlarına teslim etmesinden kaynaklı olmuştur…
Üniversitelerde kurtarılmış bölgeler oluşturulmasına, milliyetçiler üzerinde örgütsel bir zulüm yaşatılmasına hep 27 Mayıs ihtilalinin gerçek anlamından çıkması sebep olmuştur…
1950’lere dönersek…
Menderes bu tehditten ülkeyi kurtarmak için iki kutuplu Dünya’da Amerika’ya yanaştı. Seçilince NATO Paktına üye oldu ve Kore ile savaşta olan Amerika’ya destek olarak NATO şemsiyesi altında Türk Askeri’ni Kore’ye gönderdi…
CHP 23 yıldır yönettiği ülkede ilk defa seçimleri kaybetmişti…
Menderes Hükümeti, Cumhuriyet tarihinde ilk defa Uluslararası Para Fonu’ndan borç almış ve Marshall yardımları ile ülkemizi Amerikan emperyalizmine mahkum etmiştir…
10 yıllık iktidarının sonunda Amerika’nın boyunduruğundan çıkmak için Rusya ile ilişkileri geliştirmeyi kararlaştırmıştı. Ve eğer 27 Mayıs’ta darbe olmasaydı Haziran 1960’ta Rusya’ya ekonomik işbirliği ziyareti yapacaktı…
Bu arada, Alparslan Türkeş, düzenlenen bir sınavı kazanarak Amerika’da NATO subayı olarak görev yapmış ve ülkesine dönmüştü…
Bu 10 yıl zarfında 3 defa seçim olmuş üçünü de Demokrat Parti kazanmıştı…
CHP %39’u bir türlü aşamıyor halkı seçimler şaibeli diye ayaklanmaya çağırıyordu…
Tekrar seçim kazanması artık hayalden öte gidemiyordu…
Ülkede siyasilerin gittiği her yerde olaylar çıkıyordu. Darbe söylentileri ayyuka çıkmış ama Harp Okulu öğrencileri beni sever diyen Menderes bu haberlere gülmekle yetinmiş “Benim çocuklar bana mı darbe yapacaklar?” demişti…
Ülkedeki kargaşadan rahatsız olan subayların içinde Alpaslan Türkeş’te vardı…
Bir grup, Türkeş’i devamlı darbe için iknaya çalışıyordu…
Yapılacak darbenin nereye varacağını kimse bilmiyordu. Türkeş olayın dışında kalmaktansa 38 kişilik Milli Birlik Komitesi’nin içinde yer almayı ve ülkenin darbe sonrasında savrulmasını önleyebileceğini düşünüyordu. Nihayetinde O da, kanı deli akan genç bir Türk subayıydı…
Darbe olmuş ve halka bildiri okuyacak ne biri ne de ellerinde yazılı bir metin vardı. Hemen oracıkta Türkeş bir bildiri yazmış ve Radyo’da darbe bildirisini okumuştu….
Ve akabinde, başımıza bir büyük lazım diye Menderes zamanında emekli edilen eski Genelkurmay Başkanı Cemal Gürsel, Milli Birlik Komitesinin başına sürpriz bir kararla geçirildi…
Sonra Türkeş ve arkadaşlarıyla diğer darbeciler arasında itirazlar, uyuşmazlıklar başladı. Türk emperyalizme başkaldırmayacaksa, yönetim tekrar İnönü’ye teslim edilecekse darbe niye yapılmıştı. Bu fikir ayrılığı ile ortalığı karıştıran Türkeş ve arkadaşları derhal tasfiye edilmeliydi…
Amerika, Milli Birlik Komitesi üyesi 14 subayın tasviyesini istemiş ve Cemal Gürsel komiteyi fesh etmişti…
Darbe yapan 38 kişiden Türk milliyetçisi olan 14’ü darbeden sonra Amerika’nın isteği üzerine sürgüne gönderilmişti…
Türkeş, Menderes ve arkadaşlarının idam kararını öğrendikten sonra tüm zamanını bu yanlıştan dönülmesi için harcamıştır fakat engelleyememiştir. Cemal Gürsel’e idama karşı olduğunu belirten ve bu karardan dönülmesini rica ettiği bugün hala devlet arşivlerinde olan bir de mektup yollamıştır…
Türkeş 38 kişi olan sonra 37 kişiye düşen darbecileri şöyle değerlendirmiştir:
“Biz ne İnönücü ne Gürselci’ydik. Biz ne havai iktidar ile şerbetlik ne de şahsi ikbal peşindeydik. Tek derdimiz vatan ve kangren olan sorunların çözülmesi için darbenin içinde ben ve arkadaşlarım yer aldık. Ama başaramadık ve darbe amacından saptırıldı. Zaman içinde gördüm ki en kötü hukuk nizamı en iyi ihtilalden iyidir. Demokratik seçimler ile yönetimler değişmelidir. İhtilaller anarşi doğurur ve topluma zarar verir.”
Türk siyasetinin Amerika’ya tam bağımlı oluşu Menderes’in asıldığı gündür…
Bu darbe ile Amerika, benim istediğimi yapmayan başbakanınızın kellesini aldım bundan sonra benim dediğimden çıkanı alaşağı ederim demiştir…
Ve diğer darbelerin anası 27 Mayıs 1960 darbesi olmuş, ondan sonra da çok gayrimeşru çocuğu doğmuştur…
Sadece Türkiye’de değil Ortadoğu coğrafyasını dizayn edecek ve gerekirse istediğini asacak/öldürecek/öldürtecek cesareti bu darbenin başarısıyla elde etmişlerdir…
Adeta 27 Mayıs Darbesi bir maymuncuk gibi olmuş, pandora kutusundan çıkmış ve 15 Temmuz 2016’da başarısız olunan darbe girişimine kadar Türk siyasetinin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanmıştır…
Yırtılan paçavra sevr, kendi elimizle idam ettiğimiz Menderes’le hayata geçirilmiş, Yeni Dünya Düzeni’nin bozguncusu olacak Türk Milliyetçileri önce öne çıkartılıp sonra bertaraf edilmişlerdir…
Bu darbenin üzerinden Türk Milliyetçiliği 60 yıl yargılanmış ve Alpaslan Türkeş’e darbeci yaftası asılıp beyinlerde linç edilmiştir…
Halbuki Türkeş darbecilerin arasına sızmış ve yapılacak herhangi bir kötü teslimiyeti önlemek için grupta arkadaşlarıyla yer almıştı…
Siyasi hiçbir amacı yoktu. Tek derdi iştahı sınırsız olan kan emici küreselcilerden devleti korumak, Atatürk Türkiye’sinin tekrar 1938’de kaldığı yerden devam etmesini sağlamaktı…
15 Temmuz 2016’da evlerde saklananlar 27 Mayıs 1960’da tankların üzerine çıkmış ve bayram yapmışlardır. CHP zihniyeti sayesinde 27 Mayıs darbesi 1982 anayasasına kadar Bayram olarak kutlanmıştır…
Ülkücü duruş her zaman yanlışa yanlış diyecek cesarette olmalıdır…
Ben ne Menderes’in tarafı ne darbecilerin tarafıyım…
Ben hükümet ne şekilde yönetilirse yönetilsin darbelere karşı, demokrasiden yanayım…
Her darbe ülkemizi bir 50 sene geriye götürmüş ve kapanmayacak yaralar açmış, kinli nesillerin yetişmesine sebep olmuştur…
Varsın sürgün, varsın ihraç, varsın itibarsızlaştırma olsun…
Hakikat yıllar sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sesiyle yankı bulmuş, en yetkili makamda, kayıtlara geçecek şekilde 27 Mayıs 1960 darbesinden dolayı geçte olsa Başbuğ Alparslan Türkeş aklanmıştır…
Menderes ve arkadaşlarına rahmet dilerken, ülkücü şehitlerimizi de bir kez daha saygı, minnet ve dualarla anıyorum…
Sürçülisan ettiysem affola…
Leyla Düzel

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -

En popüler

Kızılelma Aydınları Ermenistan’ın Saldırılarını Kınadı

Kınama mesajı hem Azerbaycan hem Türkiye Türkçesi ile iki ayrı şekilde yayınlandı. Mesaj şöyle; Kızılelma Aydınları Platformu Yaklaşık 30 yıldır haksız ve hukuksuz bir şekilde kardeş ülke...

MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili E.Semih Yalçın: Ülkü, Bizim Namusumuzdur!

Yalçın resmi twitter hesabından (@E_SemihYalcin ) ilgi çekici konulardan oluşan açıklamalar yaptı. Açıklama şöyle; 'Millî Düşüncesizlik Merkezi, Milliyetçi Hareketin kamuoyu ve millet nezdindeki itibarını zedelemek, MHP’nin...

Kerem Taşkın Yazdı-Sessizliğin Sesi

Hiç yaşadınız mı bilmem ama bazen çok zor durumda kalırsınız ve yardım sesleri yükseltirsiniz. Fakat bu sesler her ne kadar yüksek olsa da sesinizi...

Fakülte Mezunu Postacıların Sınavsız Memurluğa Geçiş Koşulları Oluşmak Üzere

Hukuki Süreç Tamamlanıyor "Fakülte mezunu postacılar" ifadeleri artık günümüzde sıradan bir kavram haline gelmiş durumda. PTT A.Ş 2010 yılına kadar bu gruptaki postacıları başvuru yapmaları...

Son Yorumlar